Bu ara hayatımın bir miktar yüzeysel olduğunu fark ettim. Görünüşte ise oldukça dolu dolu yaşamaktaydım. Hayatım severek yaptığım bir iş, severek okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve katıldığım etkinliklerle örülü, hayatım tam olarak olmasını istediğim gibi ancak bir eksiklik hissi içimde. Bu eksiklik hissinin neye dair olduğunu sorduğumda aklıma gelen ilk cevap yazmak oldu. Ne yazmak peki? Ne yazmak istediğimi sorduğumda farklı cevaplar geliyor; edebi bir eser, kısa sosyal medya altı yazıları veya biraz daha uzun birkaç sayfalık denemeler gibi şeyler. Birkaç gün peki o halde yazalım bakalım deyip hiçbir şey yazmayarak geçti. Sonra bu durum daha rahatsız edici olmaya başladı çünkü yapmaya karar verdiğim bir etkinlik ilk başta sırf keyif için bile olsa zamanla sanki bir görev, yapmam gereken bir işmiş gibi gelmeye başladı ve yapmamayı sürdürdükçe giderek artan bir vicdan sesini duymaya mahkum kaldım. ‘Peki o zaman, bu durum neden böyle, neden bu eyleme bir türlü geçemiyorum?’ diye düşünmeye başladığımda ise aklıma gelen ilk soru ne yazacağım sorusu oldu. Gerçekten buna başta saydığım birkaç örnekten farklı bir cevap gelmedi ve aynı cevabı vermem aynı soruyu sorup durduğumu fark etmemi sağladı. Soruyu değiştirmeye karar verdim. Tamam yazamıyorum. Ama neden yazamıyorum, yazmak benim için ne ifade ediyor da, bu işten benliğim bu kadar kaçıyor sorusuna dönüp yazmanın benim için anlamını, yani o anda o zaman dilimi için ne anlama geldiğini araştırmaya başladım elbette bu soruya vereceğim cevap her an değişebilecek olsa da. Aklıma gelen ilk kelime sormaktı. Kendime bir şey sormadığım için yazamadığımı içten içe hissetmeye başladım. Sormak. Aslında oldukça anlamlı geldi. Dolu dolu yaşadığım hayatımda yüklü miktarda felsefe var. Sürekli felsefi okumalar araştırmalar yapmaya devam ediyorum ama bunları yaparken kendime bir şey sormadığımı fark ettim. Kendime bir şey sormuyorsam yaptığım her şey kendimi kandırmaktan başka ne ifade eder ki? Kendine soru sormayan ama düşünce kitabı okuyan bir yüzeysel. Çevremdekilere çok kolay felsefi sorular sorabildiğimi fark ettim, ancak soruları kendine doğrultamayan bir üçkağıtçıyım aslında. Üçkağıtçı olduğumu hissettiğim anda ise koşarak bilgisayarımı açıp yazmaya başladım. İçimdeki üçkağıtçıyı sorularla öldürmem gerekiyor.

Zerrin Köse CAN

Uzm. Psk. Dan.