Pzt – Cmt: 08:30 – 19:00
+90 543 117 81 41

Blog

Oyun Terapisi

Oyun terapisi, çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimlerine yardımcı olmak için oyun kullanımını temel alan bir terapi türüdür. Oyun, çocukların doğal bir öğrenme ve keşfetme aracıdır. Bu nedenle, oyun terapisi, çocukların güvenli ve yapılandırılmış bir ortamda oynayarak yaşadıkları sorunları çözmelerine yardımcı olur.

Oyun terapisi, çocukların oyun oynarken zihinsel, duygusal ve sosyal becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Bu terapi türü, çocukların özgüvenlerini arttırır, stresi azaltır ve problem çözme becerilerini geliştirir. Ayrıca, çocukların iletişim becerilerini ve kendilerini ifade etme yeteneklerini de arttırır.

Oyun terapisi, birçok farklı oyun ve oyuncak türü kullanır. Bu oyunlar arasında tahta bloklar, kum havuzları, sanat malzemeleri, bebekler ve arabalar gibi oyuncaklar yer alır. Terapistler, çocukların ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına göre farklı oyunlar seçerler.

Oyun terapisi sırasında, terapistler çocukların oyunlarını izleyerek, davranışlarını ve duygularını gözlemleyerek, çocukların yaşadığı sorunların kaynağını tespit ederler. Terapistler, çocuklarla etkileşime girerek, çocukların duygularını ifade etmelerine ve düşüncelerini paylaşmalarına yardımcı olurlar. Bu, çocukların kendilerini ifade etmelerini ve duygusal yüklerini azaltmalarını sağlar.

Oyun terapisi, çocukların yaşadığı birçok soruna çözüm sağlayabilir. Örneğin, çocukların ailelerindeki boşanma, kayıp, zorbalık, travma veya depresyon gibi durumlarla başa çıkmalarına yardımcı olabilir. Terapistler, çocukların oyunlarında yaşadıkları duyguları anlamalarına ve kabul etmelerine yardımcı olur. Böylece, çocuklar bu duygularla daha iyi başa çıkabilir ve kendilerini daha iyi hissederler.

Oyun terapisi, çocukların kendilerini ifade etmelerini, problem çözme becerilerini geliştirmelerini ve duygusal yüklerini azaltmalarını sağlar. Bu nedenle, oyun terapisi, çocuk psikolojisi alanında önemli bir terapi türüdür ve bir çok oyun terapisi yöntemi mevcuttur.

E. Batuhan Can

Psikolog

Read more

Çocuk Psikolojisi

Çocuk psikolojisi, çocukların gelişimini, davranışlarını ve duygularını inceler. Çocuklar, hayatlarının erken dönemlerinde hızlı bir şekilde büyür ve gelişirler. Bu nedenle, çocukların yaşamındaki en önemli zamanlardan biri, sağlıklı bir çocukluk geçirmelerine yardımcı olan ebeveynler, aileler ve diğer yetişkinler tarafından desteklenmeleridir.

Çocukların psikolojik gelişimleri, çevrelerindeki kişiler ve olaylar tarafından etkilenebilir. Aynı zamanda, çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimlerinde rol oynayan genetik faktörler de vardır. Çocuk psikolojisi, bu faktörleri anlamak ve çocukların sağlıklı bir şekilde büyümelerine yardımcı olacak stratejiler geliştirmek için çalışır.

Çocukların psikolojik gelişimini anlamak için, çocukların farklı yaş gruplarındaki özelliklerini ve ihtiyaçlarını bilmek önemlidir. Yenidoğan bebekler, özellikle anneleriyle bağ kurmak için cilt temasına ihtiyaç duyarlar. Bebeklerin yürüme, konuşma ve duygusal bağlılık geliştirme gibi önemli kilometre taşları vardır. Okul öncesi çocuklar, sosyal becerileri, özgüveni ve bağımsızlığı geliştirirken, ilkokul çağındaki çocuklar, okuma, yazma ve matematik gibi temel becerileri öğrenirler.

Çocuk psikolojisi, çocukların ihtiyaçlarına uygun davranışsal ve duygusal stratejiler geliştirmek için çeşitli yaklaşımları bir araya getirir. Bu yaklaşımlar arasında bilişsel davranışçı terapi, oyun terapisi, aile terapisi ve ilaç tedavisi yer alır.

Bilişsel davranışçı terapi, çocukların düşüncelerini ve duygularını kontrol etmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış bir terapi türüdür. Bu terapi, çocuklara olumlu düşünmeyi ve pozitif davranışları teşvik etmeyi öğretir. Oyun terapisi, çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal becerilerini geliştirmek için oyun kullanır. Aile terapisi, ailelerin birbirleriyle daha iyi iletişim kurmalarına yardımcı olur ve aile içi çatışmaları çözmeye çalışır. İlaç tedavisi, çocukların depresyon, anksiyete ve diğer duygusal bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.

Oyun terapisi ve danışmanlık süreci hakkında daha detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz

E. BATUHAN CAN

PSİKOLOG

Read more

Sormak

Bu ara hayatımın bir miktar yüzeysel olduğunu fark ettim. Görünüşte ise oldukça dolu dolu yaşamaktaydım. Hayatım severek yaptığım bir iş, severek okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve katıldığım etkinliklerle örülü, hayatım tam olarak olmasını istediğim gibi ancak bir eksiklik hissi içimde. Bu eksiklik hissinin neye dair olduğunu sorduğumda aklıma gelen ilk cevap yazmak oldu. Ne yazmak peki? Ne yazmak istediğimi sorduğumda farklı cevaplar geliyor; edebi bir eser, kısa sosyal medya altı yazıları veya biraz daha uzun birkaç sayfalık denemeler gibi şeyler. Birkaç gün peki o halde yazalım bakalım deyip hiçbir şey yazmayarak geçti. Sonra bu durum daha rahatsız edici olmaya başladı çünkü yapmaya karar verdiğim bir etkinlik ilk başta sırf keyif için bile olsa zamanla sanki bir görev, yapmam gereken bir işmiş gibi gelmeye başladı ve yapmamayı sürdürdükçe giderek artan bir vicdan sesini duymaya mahkum kaldım. ‘Peki o zaman, bu durum neden böyle, neden bu eyleme bir türlü geçemiyorum?’ diye düşünmeye başladığımda ise aklıma gelen ilk soru ne yazacağım sorusu oldu. Gerçekten buna başta saydığım birkaç örnekten farklı bir cevap gelmedi ve aynı cevabı vermem aynı soruyu sorup durduğumu fark etmemi sağladı. Soruyu değiştirmeye karar verdim. Tamam yazamıyorum. Ama neden yazamıyorum, yazmak benim için ne ifade ediyor da, bu işten benliğim bu kadar kaçıyor sorusuna dönüp yazmanın benim için anlamını, yani o anda o zaman dilimi için ne anlama geldiğini araştırmaya başladım elbette bu soruya vereceğim cevap her an değişebilecek olsa da. Aklıma gelen ilk kelime sormaktı. Kendime bir şey sormadığım için yazamadığımı içten içe hissetmeye başladım. Sormak. Aslında oldukça anlamlı geldi. Dolu dolu yaşadığım hayatımda yüklü miktarda felsefe var. Sürekli felsefi okumalar araştırmalar yapmaya devam ediyorum ama bunları yaparken kendime bir şey sormadığımı fark ettim. Kendime bir şey sormuyorsam yaptığım her şey kendimi kandırmaktan başka ne ifade eder ki? Kendine soru sormayan ama düşünce kitabı okuyan bir yüzeysel. Çevremdekilere çok kolay felsefi sorular sorabildiğimi fark ettim, ancak soruları kendine doğrultamayan bir üçkağıtçıyım aslında. Üçkağıtçı olduğumu hissettiğim anda ise koşarak bilgisayarımı açıp yazmaya başladım. İçimdeki üçkağıtçıyı sorularla öldürmem gerekiyor.

E. Batuhan CAN

Psikolog

Read more

TERAPİST SEÇİM SÜRECİ NASIL İLERLER? 

Kişinin çeşitli majör nedenlerle veya kendini daha iyi tanımak istemesi, ufak ancak kendisini öyle yada böyle etkileyen durumlar veya süreçler hakkında farkındalık kazanmak istemesi gibi sebeplerle terapi sürecine başlamaya karar vermesinin ardından terapistini seçme süreci başlayacaktır.

Terapistini seçerken insanlar sıklıkla neye önem vermesi gerektiğini, neyin kendileri için önemli olduğunu karşılaştıkları birçok bilgi ile daha da karıştırabiliyorlar. Bu noktada temel olarak değerlendirilmesi gereken incelenen terapistin lisans eğitimidir. Terapistin lisans eğitimi ruh sağlığı alanında olmalıdır. Yani seçilen kişinin psikolog, psikolojik danışman veya psikiyatr olması gerekmektedir. Psikiyatr ünvanı için tıp eğitimi sonrasında psikiyatri alanında uzmanlık yapmak gerekmektedir. Eğer incelediğiniz aday psikolog veya psikolojik danışman ise psikoloji veya psikolojik danışmanlık ve rehberlik lisans eğitimi temel gereklilik olmakla birlikte sonrasında lisansüstü eğitim durumunu da inceleyebilirsiniz. Lisansüstü eğitim ile hizmet verilen alanın paralel olması da önemli bir detaydır.

Bu kısımdan sonrasında birçok farklı kurumlardan ve uzmanlardan alınan ekstra eğitimler görmeniz de oldukça olasıdır. Peki bu durumda neye bakmak gerekecek? Terapistin birçok alandan birçok eğitim almış olması mı yoksa belli bir alan veya yaklaşımda çalışmalarını sürdürüyor olması mı iyidir? Burası terapi sürecine başlayacak olan kişinin düşüncesi ile oldukça alakalı bir kısım. Sürece başlayacak olan kişi bu kısma karar verdikten sonra incelediği terapistin yaklaşımını, aldığı ekstra eğitimleri mutlaka incelemelidir. Yetkin kişi ve kurumlardan alınan eğitimler sürecin daha sağlıklı ilerleyebileceği yönünde bir işarettir. Bu eğitimlerin yanı sıra incelediğiniz terapiste kendi terapi sürecinden geçip geçmediğini de sorabilirsiniz. Kendi terapi sürecinden geçmiş veya bu sürece devam eden terapistler daha iyi bir seçim olacaktır.

Bir diğer önemli kısım ise günümüzde oldukça yaygınlaşan online görüşmeler. Sürece yeni başlayacak olan çoğu kişi online görüşme yapmak istememekte, aynı mekanı paylaşmanın daha iyi bir bağ kurulmasını sağlayacağını hissetmektedir. Bu noktada unutulmaması gereken destek alınan kişi ile kurulan bağ fiziksel olarak aynı mekanı paylaşmaktan ziyade, süreci paylaşmaktan geçmektedir. Online görüşmelerde de yüz yüze görüşmelerde olduğu gibi bir diyalog ve sağlıklı bir dinamik yakalamak mümkündür. Tabi sürece başlayacak olan kişinin dinamikleri de burada belirleyici olacaktır. Ağır psikiyatrik durumlar gibi durumlarda ise online terapi, yüz yüze terapinin yerine geçememektedir. Yapılan çalışmalar mevcut şartlarda bu tabloyu göstermektedir.

Tüm bunlarla birlikte detaylı bir inceleme sonucu karar verilen terapist ile birlikte çalışmaya başladıktan sonra umuyorum ki verimli ve güzel bir süreç başlayacaktır. Ancak her ne olursa olsun, terapist ve danışan arasındaki ilişki bir çok dinamiğe bağlıdır ve biriciktir. Terapistinizin eğitimi, donanımı gerçekten içinize sinmiş olsa dahi, hatta terapistin diğer danışanları ile çok güzel ilerlemeler kaydetmiş olduğunu referans almış olsanız dahi sizinle olan süreçte verim alamadığınızı, beklediğiniz ilerlemelerin gerçekleşmediğini düşünüyorsanız bu durumu mutlaka seansa götürüp, terapistinizle görüşmeniz fayda sağlayacaktır.

E. BATUHAN CAN

Psikolog

Read more

Çevre ve Bedensellik

İçinde yaşadığımız çevre ister istemez nasıl bir insan olacağımıza da bir şekilde yön veriyor. Çoğunlukla günlük koşuşturmacalarımızın içinde bu etkiyi hissedemesek de, hatta bazen nasıl bir insan olduğumuzu düşünmeyi bile unutsak da içinde bulunduğumuz çevrenin üzerimize olan etkilerini yadsıyamayız. En nihayetinde insan dünyaya gelmekte ve dünya içinde varlığını sürdürmekte. Buradaki dünya, aslında basit bir şekilde fiziksel olarak varlığımızı sürdürdüğümüz dünya parçası oluyor. Örneğin; Silivri’de yaşamak ile Nişantaşı’nda veya Ümraniye’de hatta farklı bir ilde yaşamanın hem fiziksel anlamda hem de psikolojik anlamda üzerimizde bambaşka etkileri var. Nüfus yoğunluğunun az olduğu bir sahil beldesi ile nüfusunun, araç yoğunluğunun, farklı sektörlerin merkezlerinin fazla olduğu bir yerde yaşamak ister istemez bizi bambaşka şekillerde etkiliyor. Biz her ne kadar bu etkileri bilinçli olarak fark edemesek de, hatta bizi etkileyebileceğini bile düşünmesek bile fiziksel bir varlık olmanın sonucu olarak bulunduğumuz fiziksel çevreden de etkileniyoruz. Burada insanın aklına iki soru geliyor. İlk olarak nasıl oluyor da bu fizikselliğimizi es geçebiliyoruz ve bu fizikselliği es geçmemiz doğru bir şey mi?

İlk olarak nasıl bu fizikselliği es geçebildiğimizi incelersek eğer aslında bu duruma göre çok daha fiziksel meseleleri es geçtiğimizi fark etmek düşündürücü bir nokta. En basit örnek olarak kimi zaman açlığımızı, kimi zaman yorgunluğumuzu, dinlenmeye veya uyumaya olan ihtiyacımız gibi direkt bedenimizden gelen ihtiyaçlarımızı görmezden gelebiliyoruz. Ya da daha dönemsel olarak kilo aldığımızı veya verdiğimizi, bizi ciddi ölçüde olmasa da sürekli olarak rahatsız eden ağrılarımız gibi birçok temel ihtiyacımızı, bedenimizin verdiği uyarı sinyallerini ihmal edebiliyoruz. Bunlara oranla nasıl bir çevrede yaşadığımızın üzerimize olan etkilerini es geçebilmek daha kolay gözüküyor göze. Bu ihmalkarlığın sebebi olarak ise akla gelen etmenlerin başında çoğunlukla vücudumuzdan, fizikselliğimizden daha büyük daha önemli şeylerin peşinde olmamız geliyor. Öyle önemli şeylerle uğraşıyoruz ki bu uğurda bedenselliğimizi ihmal edebiliyoruz. Umarım ki gerçekten değecek şeyler için bedenimizi ihmal ediyoruzdur. Ya da en azından bazı şeyler uğruna bedenimizi ihmal ettiğimizin farkında olalım ki bunun sorumluluğunu alalım. Yarın öbür gün bu durumla yüzleştiğimizde ‘böyle olacağını bilmiyordum’ demek yerine ‘evet bunu ben tercih ettim’ diyebilmek iki farklı başlangıç noktası olacaktır.            

Bedenimizi ihmal etmemizin, çevremizin üzerimize olan etkilerini ihmal etmemizin farkında olmanın önemli olduğuna değinmekle ikinci soru olan fizikselliğimizi es geçmemiz doğru bir şey mi sorusuna bir nevi ‘hayır değil’ gibi cevap verdiğim anlaşılabilir ancak bu noktayı açarsak aslında vermek istediğim cevap elbet bazen ihmal ettiğimiz bazen de önem verdiğimiz dönemler, zamanlar olacaktır. Önemli olan bu dengenin bir tarafa fazlaca bozulmaması ve bizim dengeyi ne tarafa ne kadar ve nasıl bozduğumuzun farkında olmamız gerektiği cevabı olurdu. En nihayetinde farkında olduğumuz ve tercih ettiğimiz bir hayat yaşamamız hem fiziksel hem de psikolojik sağlığımızı koruyacaktır.

E. Batuhan CAN

Psikolog

Read more

Toplumsal Etkileşim ve Günlük Yaşam

Toplumsal etkileşim, çevremizdeki insanlara gösterdiğimiz davranış ve tepkilerin gerçekleşme sürecidir. Küresel dünya, mekanın küçüldüğü ve farklı dünyaların birbirine açıldığı bir dünyadır. Ancak bu karşılaşmalar, her durumda “etkileşim” anlamına gelmeyebilir, çoğu kez, “tüketim” söz konusudur. Günümüz sosyologlarından John Urry, turistik bakış dediği bu tüketim ilişkisini eleştirir ve gerçek bir etkileşim olmadığını söyler. Turist bakışı, içinde yaşadığımız topluma ve kendi hayatımıza yöneldiğinde, “kendiliğinden” yaptığımız pek çok şeyin farkına varırız. Müslüman bir ülkede yaşayanlar, günde beş vakit ezan okunmasını yaşamın doğal bir parçası saydıklarından, çoğu durumda farkına bile varmazlar. Sabah belli bir saatte uyanmak, kahvaltı yapmak, evden çıkmak, otobüse binmek gibi rutinler, dikkate değer gibi görünmeseler bile, hem kişisel yaşantımıza hem de toplum yaşamına bir yapı ve biçim kazandırırlar. Toplumsal gerçeklik, yapılar kadar, bireylerden de oluşur. Bireylerin yaratıcı eylemleri, bu gerçekliğin değişmesini sağlar. Bu nedenle, toplumsal gerçekliğin ve değişimin anlaşılabilmesi için, bireysel eylemlere bakılması zorunludur. Gündelik deneyim, bireysel eylemlerle toplumsal yapılar arasındaki ilişkiyi kurmak için de önemlidir. Gündelik yaşamda yaptığımız şeyler ne ölçüde toplum tarafından belirlenir? Bizim özgürlük alanımız ne kadardır? Büyük ölçekli sistemleri inceleme konusu edinir: ekonomik düzen, politik sistem gibi.

İnsanların gündelik deneyimlerinin içinde gerçekleştiği bağlam, makro sosyolojinin konusudur. Bu nedenle, mikro ve makro sosyoloji, yakından ilişkilidir. Bireyler ya da küçük gruplar düzeyindeki incelemeler, mikro sosyolojinin alanına girer. Yüzyüze etkileşim, ne kadar büyük ölçekli olursa olsun, bütün toplumsal etkileşimlerin temelinde yatar. Gündelik yaşamda, başkalarıyla sözlü ve sözlü olmayan iletişim kurarız. Sözcükler, içerdikleri mesajlar yanında söylenme biçimleriyle de iletişimin birer parçasıdır. Aynı zamanda giyimimizden jestlerimize kadar bir dizi işaret, kendimizle ilgili başkalarına sürekli gönderdiğimiz mesajlardır. Sözel olmayan iletişimin önemli bir yanı, duyguların yüz ifadesi yoluyla yansıtılmasıdır. Farklı kültürlerden insanların duygularını yansıtma biçimleri arasında fazla bir farklılık yoktur. Ne de olsa duygular, kültürel ifadelerle dışa vurulsalar da, insan türüne özgüdürler…

            Duygu ifadeleri, bebeklerde de yetişkinlerdekine benzer. Farklı kültürlerden gelen bebekler üzerinde yapılan araştırmalar, temel duygu ifadelerinin değişmediğini göstermiştir. Temel duygu ifadeleri değişmese de jestler ve bedensel ifadeler, kültürden kültüre değişir. Farkında olmadan ilettiğimiz sözlü olmayan ifadeler, kimi zaman sözcüklerle ifade ettiğimizden farklıdır. Bu durumda, söylediğimizle hissettiğimizin aynı olmadığı düşünülebilir.  Farklı ilişkiler ve farklı ortamlarda, farklı maskeler takabiliriz- maskelerle “biz” arasındaki mesafe ne kadardır? Etnometodoloji, gündelik etkileşim içindeki mesajlara kişilerin nasıl anlamlar yüklediğini inceler. Harold Garfinkel’in kurucusu olduğu bu araştırma yöntemi, anlamların ancak bağlamlar içinde ortaya çıkabileceğini ileri sürer. Toplumsal etkileşimin kuralları, biri onları ihlal edene kadar fark edilmez, konuşma “doğal” akışında ilerler… Sigmund Freud, gündelik yaşamın psikopatolojisi üzerine yaptığı çalışmalarda, pek çok dil sürçmesi örneği çözümlemiştir. Ona göre dil sürçmeleri, kaza değildir, bilinçli ya da bilinçsiz olarak gizlenen gerçeklerin kendilerini ortaya dökme yollarıdır. Toplumsal etkileşimde yüz, beden ve konuşma, belirli anlamları iletmek, bazılarını ise gizlemek için kullanılır. Her birimiz, gündelik yaşam içinde ses tonumuzdan bedenimizin hareketlerine kadar, dışarıya verdiğimiz mesajları denetim altında tutmaya çalışırız. Ayrıca bu mesajları, toplumsal bağlamlarda bazı hedeflere ulaşmak üzere düzenleriz de.

            Pek çok toplumsal durumda, odaklanmamış etkileşimler içindeyizdir. Odaklanmamış etkileşim, çok sayıda insanın bir araya geldiği durumlarda ortaya çıkar. Çoğu kez bilinçli olmadan, toplumun bizden beklediği rollere uygun davranışlar ve görüntü sergileriz. Başkalarını kendi istediğimiz tepkiyi vermeye teşvik etmek üzere, “izlenim yönetimi”ni kullanırız. Toplumsal yaşam, bir tiyatro oyunu gibidir: rollerimizi oynarız. Başkaları üzerinde bırakacağımız izlenim, o rolü nasıl oynayacağımıza bağlıdır- sözlü ve sözsüz iletişim araçlarını kullanarak, bu izlenimi biçimlendirmeye çalışırız. Toplumsal yaşamın büyük bölümü, arka ve ön bölgelere ayrılabilir: sahnedeki performans ve sahne gerisi. Kişisel uzam, kültürel olarak farklılık gösterebilir. Batı kültüründe bu alan daha geniş, Ortadoğu kültürlerinde ise daha dardır. Kültürel olarak kabul edilen sınırı geçmek, bir saldırganlık belirtisi olarak algılanır. Gündelik yaşamımızın rutinleri, bizim etkileşimlerimizin zamansal ve mekansal konumunu da belirler. Toplumsal etkileşim, sınırsız ve önyargısız gerçekleşmez. Bazı gruplara karşı yaygın önyargılar, etkileşimin sınırlarını ve biçimini de oluşturabilir. Örneğin, siyahlara karşı önyargıların güçlü olduğu bir kültürde, beyaz birinin siyahlarla etkileşimi de belirli bir çerçevede olacak, ya da hiç olmayacaktır. Peter Berger ve Thomas Luckmann, 1966 yılında yayınladıkları kitapları “Gerçekliğin Toplumsal Kurulumu”nda, toplumsal gerçekliğin farklı bireyler için farklı olduğunu ileri sürerler. “Toplum, bir insan ürünüdür” İnsanlar, gerçekliği farklı biçimlerde algılarken, aynı zamanda onu yeniden kurmaktadırlar. Bu nedenle, toplumsal gerçekliği “açıklamaya çalışmak”, bu gerçekliğin nasıl kurulduğunu anlamanın önüne geçmemelidir.

Zerrin Köse Can

Uzm. Psikolojik Danışman

Read more

Duygu Regülasyonu ve
Kendini Sakinleştirme
Becerileri

Değerli Anne-Babalar,

Duygu düzenleme ve kendini sakinleştirme becerileri bebeklikten itibaren ebeveyn desteği ile birlikte gelişmeye başlar. Daha ilk aylarda bir bebek ağladığında; bakım verenlerinden birinin onu sallamasına, kucağına almasına, okşamasına, nazik bir ses tonuyla konuşmasına ihtiyaç duyar. Ebeveynin bu desteği sayesinde de zor duygularda sakinleşmeyi öğrenir. Ancak bu zamanlarda farklı nedenlerle sevgi ve ilgi yoksunluğu çeken, sakinleşmesine destek verilmeyen çocuklar zor duyguları düzenleyemez. Çünkü nasıl yapılacağını bilemez. Okul öncesi dönemde de çocuklar hala kendini sakinleştirmede zorlanır. Henüz bilişsel ve duygusal gelişimleri bu denli gelişmemiştir. Yani çocuklarınız hala sakinleşmek için sizlere ihtiyaç duyuyor.

‘Git odanda sakinleş.’

‘Benim yanımda ağlama. ‘

‘Ağlamanı bitir öyle gel.’

Yukarıda bahsedilen söylemler çocuğu yalnız ve çaresiz hissettirir. Elbette ağlamasına müsaade edebiliriz ancak ebeveyn olarak çocuğumuzun yanında bulunmak, onun zor duygusuna eşlik etmek, ihtiyacına uygun olarak sarılmak ve okşamak sorumluluğunu taşıyoruz. Çocuğunuz zor bir duygu yaşarken siz de zorlanabilirsiniz. Öfkelenebilir ya da üzülebilirsiniz. Psikolojik olarak zor zamanlar yaşayabilirsiniz. Sizin de sakinleşmeye ihtiyacınız olabilir. Ancak unutmayın ki yetişkin olarak sizin kendinizi sakinleştirmek için gerekli becerileriniz gelişmiştir. Bu durumda çocuğunuzu dengelenmesine yardım edecek kişi sizsiniz.

Siz de fikirlerinizi veya yaşadıklarınızı bize iletebilirsiniz.

Zerrin KÖSE CAN
Uzm. Psikolojik Danışman

Read more